4 Nisan 2016 Pazartesi

İkili ilişkilerde olur böyle şeyler


Aşk ne menem bir şey, tartışma konusu. Fenerbahçe de öyle benim için. Elbette, kulüp sevgisi aşk ile coşku ile çok anlatılmıştır. Bu yüzden tuttuğun takıma aşık olduğunu tekrarlamak bir klişedir. Klişe olduğu için de, duyan kafasını çevirip yoluna devam eder. Anlamaz halinden.

Tutulan kulüple aradaki ilişkiyi baba-oğul, ağabey-kardeş ilişkisine çok benzetiyorum. Ama burada aşk ile benzer bir hissini meydana çıkarmak istedim sadece. Maksat not olsun. 

Dün Fenerbahçe'nin yaptığı Osmanlı maçı sırasında bir daha düşündüm. İster statta izle, ister televizyonda. İstersen radyodan dinle, istersen skorunu takip et...

Maç önceleri ve maç esnası, o kadar çok benzer ki sevgiliyle buluşmaya gidişlere ve buluşmalara. Bazen güneş vurur ya o iki kişinin üzerine, yürüdükleri yollara bereket düşer gibi; sanki her şeyin, herkesin keyfi yerindedir. Her kapı sanki açılır dokunduğunda ardına kadar.

Bazen de tutulur. Güneş varsa bayıltır, rüzgar varsa üşütür, yağmur varsa söndürür. 

O mu seni etkiler, sen mi onun kötü duygularını tetiklersin bilmem. Hissedersin. Anlarsın. Ya da anlaşılırsın. Gitmediğini bilirsin. Konuşacakların içinde bir yerde kaskatı kesilir. Yüzüne bakmaya mecalin olmaz.

Ben buna benzer duyguyu, Fener'in kazanamayacağı maçlarda hissediyorum anasını satayım...

Olmayacağını hissettikçe artıyor panik. Elini uzatınca kurtaramayacağını bildiğin gibi ilişkiyi, maçı izlemeye, tahammülün de olmaz. Gözlerini kaçırmaya başlarsın.

Aranız soğudu diyelim, düşünürsün benim fikrim, gücüm, nefesim, dileğim olmadan ya savrulursa ortalıkta. Kaybederse hep. Ya da ben olmayınca daha fazla kazanan ve mutlu olursa.

Oha mı? Oha!

2006 yılından bir örnek vereyim. Sonra unuturum vs.

O sezon, şampiyonluğu son hafta kaybettiğimiz maçın sabahına, kırgınlıkla uyandım. Melankoliklik değil. Hasta, grip olarak.

Maç vardım. Boşverip maça konsantre olmaya çalışıyordum. Şampiyon olacaktık.

Maç saatine doğru daha da hastalanmaya başladım. Kimseye belli etmemeye çalışıyorum tabii. Maç sırasında kafam düştü düşecek. Maçın boşluklarında kafamı koyup, tekrar kaldırarak maçı izlemeye devam ettim. Ben kötüleştikçe, Fener daha bi kaçırdı. Daha bir talihsizlik etrafını sardı sanki. Kafamı kaldıramıyorum ki maça konsantre olayım. Öyle bir delilik işte.

Kendimi sıka sıka maçı seyrettim. Maç bitti, şampiyonluk kaçtı. Eve döndüm. O sabahtan itibaren sanırım 10-12 gün hasta yatmıştım, kalkmamacasına. 

Sanıyorum kendimi iyi hissedip uyandığımda, maçı hatırlıyordum. 

Öyle bir şey işte.

Yazının fotoğrafı da benim, pek çocuk olsam da, ilk tanık olduğum şampiyonluğa dair olsun.*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder