19 Nisan 2016 Salı

Aziz Yıldırım ve toplantısı


Aziz Yıldırım, dün basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısı, Fenerbahçe'nin başkanının doğru sözlerinin yanı sıra, sürekli konu merkezinin sağa sola kaçtığı, anlam bütünlüğünü kaybettiği bir konuşma olarak aklımda kaldı.

Bir maç sonrası, verip veriştirme edasıyla yapılan, bu tarz anları andıran bir konuşmaydı. İnsan soramadan edemiyor, onca zaman sonra yapılan bir konuşma, bir de daha önce duyurularak yapılan basın toplantısı neden bu kadar özensizdi, içerik olarak.

Aziz Yıldırım ile ilgili olarak hiç değişmeyen duygum şu: tam hak vereceğim, tam seveceğim; o kadar yersiz bir çıkış ve söylem gerçekleştiriyor ki, insanı dumura uğratıyor. Aziz Yıldırım'a hak verişte, şu anda atış alanı olarak karşısına aldığı kesim ve isimler de önemli bir faktör. Üstelik bu isimlerin, samimiyetsiz olmaları(bu sadece bir özellikleri).

Aziz Yıldırım sürekli kurumsallıktan bahsediyor. Gerçekten de, 90'lı yıllara yetişmiş, Ali Şen'i görmüş bir fenerli olarak, bu söyledikleri benim dünyamda anlamlı bir yere denk düşüyor. Kurumsallıktan bahsederken, tesisleşmeyi, binaları sürekli öne sürüyor. Bu bana, mevcut cumhurbaşkanını, söylemlerini ve politikadaki varlık sebebini hatırlatıyor. Aziz Yıldırım'ın kurumsallıktan anladığı, öne aldığı politika nasıl inşaat ise, Recep Tayyip Erdoğan da bize yıllarca duble yolları, AVM'leri, havaalanlarını başımıza kaktı. İkisi de bu konudan hariç konulardaki eleştirileri, aynı şekilde püskürtüyor.

İkisinin bu konudaki benzer söylemleri, halkta karşılık da buluyor elbet. Haklı ya da haksız yere. Üstelik ikisi de bu tesis hamlesiyle sürdürdüğü başarı çizgisini, kendi kişisel önderliğinin tahakkümünde kullanıyor. Aziz Yıldırım da, Recep Tayyip Erdoğan da uzun yıllar sonunda tek adam oldu çıktı.

Bu otoriter tavırlarıyla arada sırada muhalif eleştirilere, makamlarında daha önce rastlanılmamış şeklinde, kürsülerden yanıtlar da veriyorlar. Ayrıca Aziz Yıldırım öyle bir hat çiziyor ki, kendisi gibi dışında düşünmeyen herkes Fenerbahçe'ye zarar veriyor. Elbette elinde sonunda kimse tam olarak Aziz Yıldırım gibi düşünmeyeceği için, bu zamanla 'Aziz Yıldırım dışında herkes Fenerbahçe'ye zarar veriyor'a dönüşecek.

Neden?

Basın toplantısına gelirsek. Benim aklımda bir soru var, neden? Önceden duyurulmuş bir basın toplantısı, neden yapıldı? Bu kadar mühim bir işlevi vardıysa bu basınla buluşmanın, niye birden çok isme sataşırcasına söz hakkı verilmiş oldu? Toplantıda adı geçen isimler hakkında konuşabilir Aziz Yıldırım. Neyse gerçek, doğru olan bunu anlatır tek tek, dolandırmadan. Ama bu üslup niye? Aziz Yıldırım, hakkında konuştuğu kim varsa, onlarla aynı perdeden, aynı üslupla seslendi onlarla. Onlarla aynı seviyeye indi. Bu tam da onların istediği şeydi. Aykut Kocaman ve Ersun Yanal'ı dışarıda tutuyorum.

Ahmet Çakar'dan, Rasim Ozan'a; Serhat Ulueren'den, Sinan Engin'e... Ve dahasına. Bu isimlere niye laf atıldı. Haklarında konuşulması değil derdim. Yapılan tam bir laf atma. 

Gündem değiştirmek mi amaç? Öyleyse, o neden? Şampiyonluk kaçtı diye mi? Bunu da kaldıramam. Kimsenin hakkı yok futbolun ve ligin asıl değeri olan lig mücadelelerinin önüne geçmesine. Şampiyonluk mücadelesine girersin, kaybedersin. Alkışlarsın. Rakibin bir haksız, suçlu olduğu taraf varsa, bunu açıkça tarif eder, anlatırsın. Ama bu çamur atma, karartma, gündem değiştirme "oyunu" bir geleneğe dönüşmemeli.

Dün yapılan basın toplantısının, eğer çabalanıyorsa, ne kurumsallığa bir faydası oldu, ne de 3 Temmuz mücadelesine bir katkısı oldu.

Kurumsallık demişken, kurum dediğimizin binaların beton kalitesiyle alakası yok. Kendi kulübünün değerine, medyadaki küspe isimlere sataşır gibi laf atınca, o kurum arkasından hançerlenmiş oluyor. Kurumlar, yaşanmışlıklarla ve o hatırlaraları yaşayan insanlarla kök salar. 

Saygılar.

1 yorum: