3 Mart 2016 Perşembe

Gelişigüzel taraftar yazısı



Bu söyleyeceklerim, 3 büyük İstanbul kulübü dışındakileri ilgilendirir mi bilmiyorum. Ama 3 büyükleri muhakkak kapsıyor. Not etmenin amacı, çıkış noktası; bu kulüpler ve taraftarları. Hatta buna kendimi de dahil edebilirim.

Kulüpler ve taraftarları; yani kulüplerin vatandaşları, kendi hayata bakışları üzerinden, kulüplerine bir don biçiyorlar. Herhangi bir vicdani yüklü eylemi, sol telaffuzu, dayanışma elini; ezeli rakiplerine "bak gördün mü?" dercesine duygularla paylaşıyor. Diyelim, ortada çok güzel bir hareket var, çok güzel bir cümle söylenmiş. İnsanın görünce bir "ee, yani?" diyesi geliyor.

Bu üç kulüp, Türkiye'de hiçbir organizasyonun sahip olmadığı yaygınlığa sahip. Hiçbir parti, dernek, duygu ortaklığı; bu üçü ve üçünün mücadelesi kadar ülkenin her ve en kılcal damarına kadar girebilmiş değil. Dolayısıyla bu üç kulübün yansıyan anlam çokluğu bir kristalin yapısını andırıyor. Her kese başka görünen bir yapısı var. Daha doğrusu böyle bir talep var. Bununla beraber, ülkede insanların, bulundukları sosyal sınıfların ve bizzat kendilerinin bir vatandaş olarak meşruiyet kazanmalarına sebep olacak organizasyonlar ve onlara uygulanan yaptırımlar ortada.

Bu durum, farklı anlayışta ve görüşte olan insanların,  fikir, görüş, eylem, vicdan gibi kelimeleri yansıtan ne varsa akıllarında, bunları kulüpleriyle açığa çıkarıyorlar. Kulüplerini tam da bu yüzden tuttuklarını hissetmek istiyorlar. Sosyalist mi, Atatürkçü mü, Barış mı istiyor, Milliyetçi mi; bunu kulübünün renkleri altında açığa çıkarmak ve açığa çıkanı da sergilemek istiyor kulübünün renkleriyle. 

Türkiye'deki kulüpler için hep söylenen bir şey vardı. Kulüpler Avrupa'daki gibi bir sosyal, siyasal, dinsel bir kimliğe ait değil. İşte bu ortada kalmışlık kimine göre, ya da olması gereken durum yüzünden, herkes kulübünün rengine renk, ya da ton vermeye çalışıyor.

Bu son kısmını normal karşılıyorum. Ben de dahilim sanırım. Ama solcu olduğunu söyleyen birinin, kulübünün yaptığı, kendisi açısından olumlanacak hareketi, rakibine gol atmış gibi tutup göstermesini anlamıyorum. Yani bu iş ne ara bu noktaya geldi? 

Kendi kulübünün ahlaklı, rakibinin ahlaksız; kendi kulübünün etik, rakibinin gayrietik, kendi kulübünün sosyalist, rakibinin faşist filan olduğunu ispat etmeye çabalamak ne kazandırıyor? Böyle davranan biri, diğer kulüpleri tutan ve faşistliğe antipati ile bakan taraftarların aydınlanacağını ve kendi tuttuğu takımı tutmayarak, nasıl bir hata yaptığını mı anlayacak? Ve onu kendi takımında mı örgütlemiş olacak sonunda? Bu bir başarı hikayesi mi?

Dolayısıyla, diğer takımlardan birileri bu takım antifaşist olduğu için kendi kulübüne katılırken, ne kadar kalantor, işadamı, işbirlikçi, faşist vs varsa rakip takıma mı geçecek? Bir çeşit mübadele ile, saflar belirlenmiş mi olacak? Şaka gibi. Şakayı yapan ben değilim.

Faşistlerle birlikte onca işadamı, onca para babası, bir o kadar nüfuz sahini rakibe geçerken; onların yarattığı imkanlardan da geçecek mi bu taraftar, bu bakış açısı. Ve onların yarattığı geçmiş ve geçmiş başarılardan.

Diyelim ki vazgeçti; yarattığı o antifaşist kulübün mevcut şartlarda, nasıl idare edileceği ile ilgili engin stratejileri mevcut mu?

Türkiye'de sol değerler yaşamalı, diri tutulmalı. Buna futbol tribünleri de dahil. Ama birkaç istisna dışında, ülkede bu argümanlar ve davranışlar bir gösteriden ibaret. Sırt çantasına takılan kızıl yıldız kadar hayatın içinde. Bu kendini tatmin etme ve bu romantizmin çok abartılmaması gerektiğini düşünüyorum.

Son olarak söyleyeceğim, rakip takım taraftarlarının birbirlerine, kendi kulüplerinin etik davranışları, söylemleri; birbirlerine atar yaparak birbirinden uzaklaştırmak yerine, daha fazla birbirine yaklaştırması gerekir. Türkiye nüfusuna göre, çapı henüz ufak taraftar grupları dışında, bunu göremiyoruz. Bu taraftar grupları henüz, bu taraftar gruplarıyla aynı argümanları kullanan taraftarların bunu idrak etmesini sağlayabilmiş değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder