5 Kasım 2010 Cuma

Kola Makinası Düzeninde


Evet, insanlar hayatlarını idame ettiriyorlar. Futbol oynayabilmek için tüm mesaisini buna harcayan insanların başka kazançları yok. İyi para kazanmak zorundalar. İyi olanlar da serbest piyasada fiyatlarını arttırıp daha iyi para kazanıyorlar.

Ama günümüzdeki futbolcular, özellikle kendi ülkemizdekiler, emeği ve zanaatiyle babadan aldığı mesleği icra etmenin karşılığında kazandığı varlığı hazmeder gibi değil, paradan para kazanan yeni zengin borsacı ya da tüccar gibiler. O kadar hızlı bir şekilde mal varlıkları değişiyor ki, onlar da aslında emeklerinin karşılığında bunu aldıklarını unutuyorlar. Bu hazımsızlık ve 'doğuştan yetenek" söylemleri onları atıl duruma getiriyor ve isteksizleşiyorlar. Hiçbir şey yapmadan da bir şey olduklarını zanneder oluyorlar.

Bu ülkede sadece dini duygular üzerinden kardeşlik mesajları veriliyor. Bu, yaratılanı sev yaratandan ötürü felsefesinin getirdiği şartlı kardeşlik imzası dışında her hangi bir insanlık tedrisatından geçmeyen aynı ülkenin futbolcu olarak hazırlanan futbolcuları kısıtlı maneviyatlarıyla yüksek meblağlar karşısında bozulmamaya çalışıyorlar, tutunmaya çalışıyorlar. Kısacık ömürleri ve yetersiz eğitimlerinin sonucunda oynadıkları takımları anlamlandıramıyorlar ve oynadıkları takımın mana dünyasını da genişletemiyorlar. En son kim idol oldu, yerli futbolcular arasında ? Bacak arası çalımları, uzaktan iyi şut çekmek, idol olmaya yetmez. Bize görsel açıdan güzel saniyeler yaşatanlar çocukların idolü değil, oyuncağı olur bu düzende. Onları biraz daha sevindirir. Parayı bastırır babaları, maça girer "oyna" denir topçuya, topçu da "oynar". Oynayamazsa başka bir oynayan kondurulur yeşil sahanın üzerine.

Futbolumuzun bu kimliksizliği aslında futbolcularımızın silikliğindendir. Arda'nın "şerefsizlik" kelimesinin değil, delikanlılık duruşu sergilemeye çalışırken kasım kasılan bir futbolcunun gözlerinin dolmasının incelenmesi gerekir. Kamera karşısında gözleri doluyorsa bir futbolcunun, onun da tanımlayamadığı bir şeyler vardır. Anlatamıyordur derdini. Birileri yasaklıyor diye değil, maneviyatı ve edebiyatı yetmiyor diye. O gözyaşından çok şey çıkarılır, eğer ülkeye dair bir şey yapılmak isteniyorsa.

Giderek, taraftar da buna uyumlu hale getiriliyor. Zaman içinde, tribünlerdeki pahalı bilet fiyatlarını karşılamasının akabinde, "futbolcudan sadece verilen parayı hakketmesini" isteyen kitle arttırılıyor, tribünlere bağırsın-bağırmasın, ruh katan insanlar azınlıkta kalıyor ve giderek onlar da dönüşüyor, ortama ayak uyduruyor. İnsanların bağırması gerçekten önemli değil. Ama bir maçta karşılıksız olarak, o takımın oyunuyla oturup kalkabilen adamın nefes alıp vermesi, kalp atışları bile maçın atmosferine çok şey katar.

Sonuç olarak artık futbolcular, taraftarların ve yöneticilerin gözünde birer idol vs değildir. Bizler, bir mekanda, kahve ya da kola makinasına bozuk para atıp karşılığını beklerken ne hissediyorsak, maçlarda bileti okutup stada girdiğimizde de aynı şeyi hissetmeye başlıyoruz; haberimiz var mı bilmiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder