11 Mayıs 2010 Salı

Sis


Nereden başlasak, nasıl anlatsak?


Can Dündar demişti, "Bahçedeki Fener" belgeselinde "Fenerbahçe ne kadar Türkiye ise, Türkiye de o kadar Fenerbahçe." diye.


Sevinecek şeyler yaşıyorsunuz, sevinemiyorsunuz; üzüleceksiniz, ağladığınızı belli etmiyorsunuz. Neden? Neden komplolar. Zihnimizi, bilgimizi, hayal gücümüzü; kameraların önüne konmuş renkli duvarların ardını kavramakta harcarken, labirentte yorulmuş fareye dönüyoruz. Sonra bir an 'acaba duvarın arkası yok muydu'ya geliyor iş.


A adını verdiğimiz merkez B adına bir etkide bulunuyor. Bu öyle basit A'dan B'ye bir etki değildir diyerek zekamızı konuşturuyoruz. Sonra bilgimize bilgi ekledikçe bir C harfi çıkıyor. A harfi etkide bulunmuş gibi görünsün diye, herşeyi C harfi planlamış diyoruz. Sonra aslında planı yapanın A harfi olduğunu, görünen komplo olarak B harfini ya da C harfini ortaya attığını duyuyoruz.


Sonra yoruluyoruz. İçimizden gelmiyor, heyecanımız yitiyor. Bu güvensizlikle, ne sandığa gidip oy atabiliyoruz, ne de stada gidip aşık olduğumuz bir çubuklu forma için avaz, avaz bağırabiliyoruz.


Fenerbahçe özeline gelirsek, evet Fenerbahçe şampiyonluğu hakketmiştir, şampiyonluğu kaybetse de, Bursaspor gibi. Ama Fenerbahçe şampiyon olacak,ortada tuhaf bir his, çünkü ortalık sis.
.
Bu renkleri, güneşin batarken bıraktığı turuncu renk ile göremiyorsak; bunun bir sorumlusu olmalıdır. Kim, bir fenerlinin, bir şampiyonluğu yaşarken, zincirinden kopmuş gibi avaz avaz bağırarak koşuşturmasını engelliyorsa, derhal bulunmalı. Kim sorumlu bu sisten. Eğer bu sisin kaynağı fener adına yarar sağlamaya çalışanlarsa, istemiyorum böyle bir şampiyonluk.


Ama dediğim gibi; eğer fener bileğinin hakkıyla şampiyonluğa yürürken ardından çamur atıp iz bırakılıyorsa, hiçbir gole sevinemeyecek kadar ruhsuz kalsınlar bu hayatta.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder