28 Aralık 2009 Pazartesi

Mehmet Yılmaz Röportajı



Geliş vesilem futbol değildi, giderken futbolla dönmeseydim vicdanım sızlardı. Durumdan vazife çıkardım ve röportaj yapmaya yeltendim. Blogumun ilk röportajı oldu.

Buralara ait birinden Samsunspor ile ilgili yorum alayım bari, bloga ekleyeyim diye düşünmüştüm. Mehmet Yılmaz'ı bilmiyor muydum? Biliyordum. Ama Samsunspor adına kitap yazmış birini düşünecek kadar haddi yoktu hayal gücümün. Mehmet Yılmaz ile yapmalıyım diye düşünmememin sebebi, localı kültürün getirdiği öğrenilmiş çaresizlikti sanırım. Bir anda, akla gelen her fikrin, olabileceğini düşünme yanlışına düşmeyi de sevmezdim .

Samsunspor'un taraftar sitesi samsunspor.biz'de, Mehmet Yılmaz olduğunu bilmediğim, önerilen birine mesaj attım. O sitede gençlerle iç içe, forumlarda yazışan biri olarak, çok samimi, alçakgönüllü yanıtladı mesajımı. Karşımda, yardım etmek için elinden geleni ardına koymayacak biri vardı. O, Samsunspor kitabının derleyen Mehmet Yılmaz idi.

İzmit'te bir kitapçıda, futbol rafının önüne eğilip Samsunspor- Eskişehirspor kitaplarının arasında tercih yapmaya çalışırken nerden bilebilirdim, röportaj yapacağımı, kitabın sahibiyle . Aylar önce. Ayaklarım karıncalanmış bir halde, elimde Samsunspor kitabıyla çıkmıştım.

Aynı zamanda öğretmen olan Mehmet Yılmaz, bana bir şeyler öğretmiş oldu; samimi, misafirperver haliyle. Anadolu insanının misafirperveri, internette mesajlaşırken bile bunu hissettirebilirmiş, bunu da öğrendim.

Kırmızı-Beyaz-Siyah isimli Samsunspor kitabının sahibi Mehmet Yılmaz, 1979 Samsun doğumlu. Öğretmen olmasının yanı sıra Futbol Extra, Zaman ve yerel basında futbol yazıları yazıyor. Samsunspor taraftarı ve iki çocuk babası.

Mehmet Yılmaz'a Samsunspor'u sordum. O da yanıtladı. Sorularım Samsunspor'un dünü ve bugünü ile ilgiliydi . Bir de Mehmet Yılmaz'ın Samsunspor sevgisi.


Daha derin Samsunspor bilgisi için mutlaka İletişim Yayınları'ndan çıkan Samsunspor kitabını alın derim.


-Kitabınızın önsözünde bu iş sevdayla yapılabilecek bir iş demişsiniz. bu kitabı meydana getiren Samsunspor sevdası, nasıl bir sevda?
Bu işten kastım sadece Samsunspor kitabı değil, söz gelimi bir Bursaspor kitabı hazırlayacaksınız da içinizde o takımın sevdası olması lazım. Çünkü bir kere ciddi bir maddi getirisi yok bu işin, odaklanmanız ve en iyisini bulmanız gerekiyor Bazen bir ismin bazen bir resmin peşinden aylarca koşuşturuyorsunuz. Dolayısıyla içinizdeki sevda, tıpkı sevgilinin peşinden koşturmak gibi size enerji veren yegâne şey oluyor. Büyük bir meblağ teklif etseler, bir başka takımın kitabını, bu şekilde hazırlayamam mesela. Mümkün değil çünkü. Samsunspor sevdası ise bizim için kırmızı, beyaz ve kapkara bir sevda! Her aşk gibi masum, her aşk gibi mukabelesiz!

-Bu sevda ne zaman, nasıl başladı?
Çocukluktan elbette… Çocukluk sevdaları başka olur, sonradan edinilen sevgilerden her zaman bir adım önde olur. Biz daha İstiklal Marşını, Fatiha’yı ezberlemeden önce Menteşoğlu döneminin Fatih, Muzaffer, Savaş, Emin, Rıfat, Tanju’lu on birini ezberlemiştik.

-Kitabınızı yazarken Samsunspor sevdasıyla nelere göğüs gerdiniz? Sizi neler zorladı?
Anlaşılamamak zorladı ilk başta. Çünkü bugüne kadar emsali olmayan bir çaba idi bizimkisi. İyi niyetli olarak, matbaacı arkadaşı olduğunu söyleyip, yardım teklif edenler olduğu gibi bu işi para için yaptığımızı düşünenler de oldu. Ama genel anlamda herkes olumlu yaklaştı meseleye. Asıl sorun kitap çıktıktan sonra oldu çünkü kitapta kendisinin de anlatılmasını isteyen, ismini ilk defa duyduğum çok eski yöneticiler bile peyda oldular! Bu bir ansiklopedi olmadığı ve herkes ulaşmamız da mümkün olmadığı için kimi haklı kimi tuhaf bir şekilde gücenenler de oldu söz gelimi. Ama bunun da toplamına baktığımızda, beğeni ve teşekkür çok daha fazla idi.

-Arşivleme Samsun'da ne boyutta?
Samsun’u bir kenara koyalım, arşivleme işi Türk futbolunda zaten bir sorun. Dolayısıyla Samsun’da da benzer sorunlarla karşılaştık. Pek çok şeyin arşivi olmaması bir tarafa bir de güya çalışma yapıp yanlış bilgiler verenler de olmuş; bir de onları düzeltmekle uğraştım. Ama şu an epey bir mesafe kat etmiş durumdayız.
.
-Geçmişe dair bilgi-belge eksikli sorununu nasıl aştınız?
Genellikle yüz yüze görüşmelerle… Onun haricinde Tercüman Gazetesi arşivinde epey vakit geçirdim. Bir de taraftar sitemiz samsunspor.biz’den epeyce yardım aldık.
.
-Kitap fikri ilk ne zaman ortaya çıktı?
İletişim Yayınlarının zaten böyle bir serisi vardı. Eskişehir, Trabzon, Ankaragücü ve Göztepe kitaplarını okurken yerleşti kafama, “neden Samsunspor da olmasın?” diye. Tanıl Bora ile 2006’da yaptığımız bir röportajda da netleştirdik bu fikri. Şunun altını çizmeliyim, ben Samsunsporlu olduğum için değil bu kitap, Samsunspor bunu hak eden bir kulüp olduğu için çıktı ortaya. -Bu fikri ilk, kim ya da kimlere açtınız? kimlerin büyük desteği oldu?
Dediğim gibi Tanıl Bora’ya söyledim ve o da tereddütsüz kabul etti. Sonrasında rahmetli avukat arkadaşım M. Teoman Taş –ki Samsunsporluluğumuzun piridir ve kitabın kapağında onun resmi vardır- ile paylaştım. Ama maalesef kitabın çıkışını görmek kısmet olmadı ona.
.
-Av. M. Teoman Taş, Samsunsporlular için önemli birisi... Biraz anlatır mısınız onu bize...
Teoman'ı anlatmak kolay değil. Onun Samsunsporluluğunun yanında biz Samsunspor'un S'sini tutabiliyoruzdur sanırım. Benim için Samsunspor'un nasıl tutulması gerektiğini gösteren kişidir. İnsanlara para verseniz yaptıramayacağınız işleri o sırf Samsunsporluluğundan yapmıştır. 2004'te Samsunspor.biz'i kurmuştur mesela. 2008'deki bir trafik kazasındaki vefatından sonra onun adına, onun avukatlık bürosunda bir dernek açtık.Elit, akil ve fikir üretebilen, yalın Samsunsporlular bir araya geldik. Onun bize anlattığı şekilde Samsunspor'u tutmaya devam ediyoruz. Ama onu hep özlüyor, dualarımızdan hiç eksik etmiyoruz.
.
-Sanırım 2 sene sürdü çalışma, pes ettiniz mi hiç?
Evet, iki seneyi buldu. Üzüldüğüm zamanlar olmadı değil ama pes etmedim hiç, ama kurguyu pek çok kez değiştirdim. Yeni isimler girdi; daha da iyi bir hal aldı. Zaten belli bir saten sonra artık pes etme hakkım da kalmamıştı zira Teoman Taş için bitirmeliydik kitabı!
-Örnek aldığınız futbol kitapları var mıydı? beğendiğiniz futbol kitapları nelerdir?
Elbette… Okumadan yazılamayacağına inanan bir insanım. Okumak hem ruhun hem de yazmanın gıdasıdır. Türkiye’de neşredilen futbol kitaplarının çoğunu okudum. İletişim’in serisi zaten üst düzey. İçlerinde Trabzonspor Kitabı, Dünya Kupası, Takımdan Ayrı Düz Koşu, Bu Maçı Alıcaz, Esişehirspor Kitabı… Bunlar ayrıca iyi kitaplar. Futbol Asla Sadece Futbol Değildir, Aman Babam Duymasın, Gençlerbirliği Kitabı, Bi Vurdum Gol Oldu da kendi alanında başarılı kitaplar. Atladıklarım da olmuşsa peşinen özür dilerim… Arada çok kötü kitaplar da var tabii.

-Samsunspor ahalisi, kitaba ilgi gösterdi mi?
Futbol kitapları sektörü içinde değerlendirildiğinde, evet gösterdi; yayınevi de satıştan memnun kaldığını belirtti. Ama potansiyeli düşündüğümüzde vasat kaldı demek lazım.
.
-Samsunspor taraftarları arasında okumuş-yazmış (üniversiteli) kesim var mıdır? Aktifler mi tribünde?
Elbette var. Daha ziyade samsunspor.biz etrafında toplanmış kişiler bunlar. Tribünde mevcutlar ama bir tribün grubu olarak değil. M. Teoman Taş Samsunlular Derneği olarak ben de bu kesimin içinde yer alıyorum. Velhasıl gündem oluşturan, söz sahibi olan bir kesim var Samsunspor’da.

-Taraftar kitlelerinin kitap okuma oranı artarsa neler olabilir sizce?
Saygı duymayı öğrenebilirler en basitinden. Ben, Samsunspor kitabını okuyan bir futbolseverin Samsunspor’u sevmese dahi saygı duyabileceğine inanıyorum. Çünkü ben de başka bazı takımların kitaplarını okuduğumda onları sevmemeye devam ettim ( çünkü bu gönül işidir ) ama büyük saygı duydum. ( Bu ise akıl işidir. )
-Kitaba dönersek, şimdi kitabınıza bakınca neler düşünüyorsunuz? Eksiği- fazlası var mı?
Tabii ki eksikleri var. Nitekim ikinci baskıda bazı değişiklikler de düşünüyorum. Ama 396 sayfalık bir kitap için bunlar küçük şeyler. Kitabın yorumunu benim yapmam çok da doğru olmaz ama medyada bu işin otoritesi olarak kabul edilen Ahmet Çakır, Cem Dizdar, Haşmet Babaoğlu, Bağış Erten, Tanıl Bora gibi isimlerin köşe yazıları ya da röportajlarında belirttikleri gibi kitap ülke futbol kütüphanesinin üst sıralarında yer alıyor.


Ben amblemde 1965 yerine 1927’nin kullanılması taraftarıyım.

-Samsunspor daha önce kurulan kulüplerden farklı mıdır yoksa daha öncekilerle arasında bağ var mıdır? Mesela ilk kurulan Tenvir-i Efkar kulübü, işlev ve kuruluş olarak Samsunspor'a benzer mi?
Samsunspor 1927’de kurulmuştur. Kitapta da bu süreç anlatılıyor zaten. Tenvir-i Efkar kulübü işlev olarak bugünkü Samsunspor’a benzemez. Çünkü kuruluş maksadı ve sportif amacı farklıdır. 1930’ların Türkiye’sindeki diğer kulüplere benzer. Savaş sonrası dönemin ürünleridirler. O dönemde daha çok sosyal faaliyet, şehir eğlencesi hatta inkılapları yaymak amaçları olan şeyler futbol kulüpleri. Bugünkü manasının çok uzağında. Ama Tenvir-i Efkar ve Zafer-i Milli gibi dernekler birleşerek Samsunspor’u oluşturmuştur 1927 yılında. O Samsunspor da haliyle bugünkü Samsunspor’a benzemez ama Samsunspor’dur. Ben amblemde 1965 yerine 1927’nin kullanılması taraftarıyım. Doğrusu budur çünkü…


-Samsunspor 60'lı yıllarda kurulan bir şehir kulübü, kentin tüm dokularını içinde barındırabiliyor mu? Samsun'u tüm ilçeleriyle kapsar mı? Samsunspor'un varlığı ne ifade eder Samsun'da?
Samsunspor, Samsun’un da üzerinde bir kavramdır. Çok göç almış ve yerel kimliğin bu kadar zayıf olduğu bir şehirde insanları Samsunlu yapan birinci unsur Samsunspor’un varlığıdır. Samsun, Türkiye’de futbol kenti kapsamına uyan 4-5 şehirden birisidir. Bu yüzden insanların bir kısmı bizler gibi “sadece Samsunsporlu”, bir kısmı ise çift takımlıdır. Başarı ve sunduğu heyecana paralel olarak bu daire büyür ya da küçülür. Samsunspor’un olmadığı bir Samsun çoğunluk için eksiktir, benim içinse hiç!

-Şehrin birden fazla kulübü olsaydı rekabet artar mıydı? Şehir bunu kaldırır mıydı sizce? Mesela İzmir ve Adana örneklerinde olduğu gibi .
Şehir bunu kesinlikle kaldıramazdı. Rekabetin bir getirisi de olmazdı. Bereket versin ki böyle bir durum olmadı hiç…

“Doba dekmük, dop filede, paralar cepte”

-Samsunspor'un en iyi zamanları hangileriydi desem, bana neler anlatabilirsiniz?
Samsunspor’un en iyi zamanı şampiyonluğun kovalandığı ve iki 3.lük, bir de 4. lük elde edilen 1985-88 sürecidir. Onun dışında 1969-72 ve 1993-2005 süreci de önemlidir.

-O yıllarda neden iyiydi samsunspor?
85-88 sürecinde ekonomik olarak zirvedeydi. Ülkenin en zengin takımlarından birisiydi, bunun sebebi de takımın başkanı Hasbi Ağa ( Menteşoğlu ) idi. 69-72 sürecinde genç bir başkan, Yılmaz Ulusoy vardı ve Samsunspor, Karadeniz’in ilk Süper Lig takımı olmuştu. 1993-2005 dönemi ise yine unutulmaz başkanlarımızdan İsmail Uyanık’ın aradaki iki yıllık kesinti dışında başımızda olduğu dönemdi. Yani, ülkenin diğer şehir takımları gibi Samsunspor’da da başarı kişilere bağlı olmuştur.

-Hasbi Menteşoğlu'nun futbol aşkı ve yaşamı hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Ve ailesi şimdi ne yapmakta?
Çarşambalı… Tipik bir Çarşambalı hem de. Çok zengin. Ülke genelinde 40’tan fazla fabrikası var. Kardeşleriyle birlikte yönetiyor bu fabrikaları. Kitapta epeyce yer verdiğimiz için ayrıntıya girmeyeyim; sonra işleri bozuluyor ya da bozduruluyor. Parası azalınca da ağalığının gereğini yapıyor ve veremeyince bırakıyor başkanlığı. 2002’de vefat etti Hasbi Ağa. Sanırım Samsun şehrine kırgın ayrıldı aramızdan. Aile fertleri Çarşamba ve İstanbul’da devam ediyorlar hayatlarına. İş dünyasının çok da içinde değiller artık. Hasbi Ağa’nın futbol aşkı Samsunspor’dan ibaret. “Doba dekmük, dop filede, paralar cepte” şiarıyla hareket ediyor, futboldan hiç anlamıyor. Samsunspor başkanlığını bir memleketçilik vazifesi telakki ettiği için üstleniyor. Özgün bir adam hakikaten, Allah rahmet eylesin…


-İsmail Uyanık, Samsunspor için ne ifade ediyor? Son iç saha maçında adına pankart açıldı? Eğer ayrılık olmasaydı, samsunspor bugün hangi konuda eksiklik yaşamazdı?
İsmail Uyanık, yokluğunda kıymeti daha iyi anlaşılan bir başkan. O varken, “niye öyle olmadı, niye böyle olmadı?” diyenler, onun yokluğunda hiç birşeyin olmadığını gördüler sanırım. Şehrin ekabiri istemedi kendisini, destek verilmedi. İsmail Uyanık devam etse idi biz Süper Ligden asla düşmezdik! Benim inancım budur. Pankart ise taraftarın ona olan sevgisini, hasretini göstermesi adına önemliydi. Geri döner ya da dönmez, onun bileceği iş ama Samsunspor taraftarının ekseriyeti onu hiç unutmadı ve özlemle bekliyor.

Türk futbolunun ve Samsunspor’un en büyük golcüsüdür… ama o kadar; fazlası yok!

-En azından birer cümleyle Celil, Serkan, Cenk, Ercan, Fatih Uraz? Çok cümleyle Tanju Çolak desem.
Celil ve Serkan 19 yaşlarında iken forma giymeye başladılar Süper Ligde. Bugünün Süper Ligine bakıyorum da onlar gibi gençler yok. 23 yaşındaki adama, genç çocuk muamelesi yapılıyor. İkisi de çok yetenekli oyunculardı. Cenk, Türk futbolunda hak ettiği noktaya gelememiş nadir oyunculardan birisidir. Üçü de altyapı mahsulümüzdür bizim. Kaptan Ercan da öyle… O, pazubandı iş olsun diye takanlardan değildi! Gerçek bir kaptandı. Onun varlığı saha içi ve dışı(!) hadiselere güvenle bakmamızı sağlardı. Fatih Uraz ise gördüğümüz en iyi kaleciydi kesinlikle. Tanju Çolak’ın hayatta yapabildiği en iyi hatta maalesef tek iyi şeyin gol atmak olduğuna inanıyorum. Türk futbolunun ve Samsunspor’un en büyük golcüsüdür… ama o kadar; fazlası yok!

-Ertuğrul Sağlam, Samsunspor'da çalıştı. Daha sonra, her sene biraz daha istikrar ve düzen kazanan Kayseri'de görev yaptı. Beşiktaş'ta çalıştı ve şimdi potansiyeli yüksek Bursaspor'da. Onu Bursaspor'da başarılı görünce iç çekiyor musunuz? Ertuğrul Sağlam ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Ertuğrul Sağlam, çok düzgün bir insan. İyi futbolcu ve iyi insandı; şimdi ise iyi bir teknik direktör ve iyi bir insan. Onun Bursaspor’daki başarısıyla gurur duyuyorum. ( Kayseri ve Beşiktaş’ta duyamıyordum pek!) İç çektiğim oluyor mu? Elbette… Ama keşke İsmail Uyanık’ı küstürmeslerdi diye iç çekiyorum. Çünkü İsmail Uyanık bugün dönsün, biz hangi ligde olursak olalım, Ertuğrul Hoca’yı çağırırsa gelecektir. Eminim buna… Ertuğrul Sağlam’la ilgili uzun uzun konuşmaktansa şununla bitireyim, oğlumun adını Ertuğrul koymuşsam beyhude değildir!

-Samsun, yeniden Süper Lig'e dönse, etki alanı Trabzon,Bursa kadar büyük olur mu?
Sadece dönerse değil, üst sıraları da zorlamamız lazım. Samsunspor’un zaten hem bölgede hem de ülke genelinde ( son yıllarda erozyona uğratılsa da ) ciddi bir sempati alanı var. Özel bir takım, mesela geçen yıllar Sivasspor’un yaptığını biz de yapmıştık ama Sivasspor kendi hemşehrilerinden bile hak ettiği desteği alamazken Samsunspor 80’leri ikinci yarısında ülkeye mal olmaya başlamıştı. Trabzon, Bursa kıyaslamasına girmeden söylemek gerekirse kendine has bir tesir sahası olacağı muhakkak –ki geçmişte olduğu gibi.



Türkiye’nin ilk tribün gruplarından birisi olan Lazigolar

-Samsunspor'un kaç tane taraftar grubu var?
Çok… Tek maçlık macerası olanlar bile oluyor zaman zaman. Ama Şirinler, bağlı gruplarıyla birlikte Samsunspor Taraftar Derneği ve Forza Şimşekler şu an berdevam olanlar. Grup İstanbul55 gibi gurbetçi gruplar da var.


-Bunlar bir arada mıdır yoksa birbirlerinden bağımsızdırlar mı?
Deplasmanlarda bir arada, içeride ise ayrılar.

-Kendine has özellik barındırırlar mı taraftarları? Diğer kulüplerden ayırabilir miyiz?
Hepsi gibidir, çok farklılık arz edeni yok. Potansiyeli olan, sağlam gruplardır. Ama burada madem bir farklılık sordunuz, Samsunspor tribünlerinin kitapta da bahsettiğimiz bir farkından söz edelim. Türkiye’nin ilk tribün gruplarından birisi olan Lazigolar 1965-66 sezonunda Lazigo Yılmaz tarafından kurulmuştur. Amigosu, pankartı, tezahüratları olan ve deplasman yapan bir gruptur bu. İlktir, özeldir…

-Samsunspor taraftarı olarak, siz maç günleri neler hissedersiniz?
O günü tamamen boşaltırım. Sadece iki saatlik bir faaliyet değildir asla, öncesi ve sonrasıyla bir ritüeldir. Maçları maraton tribünden arkadaşlarımla birlikte takip ederim. Kesinlikle formam, atkım, polarım vs. olur üzerimde. Maçın ehemmiyetine göre hafta içi rüyama girdiği çok olur. Her zaman heyecanlanırım ve yalnızca galibiyete odaklanırım. Hani, “futbol bir eğlence, keyif” falan denir ya, bütün bunlar benim için Samsunspor maçları dışındaki maçlar için geçerlidir. Çünkü Samsunspor maçları bir eğlence değil bir tutkudur.

-Stat için neler söyleyebilirsiniz?
Stadımızın ülke genelindeki pek çok stattan çok daha iyi ve konforlu olduğu kanısındayım. Kullanışlı, güzel bir stat. Sadece kale arkalarının kesilip, sahaya 1-2 metre mesafeye çekilmesi ve tartan pistin kaldırılması lazım. O zaman çok daha iyi olacaktır.
.
-Stadın yanından geçerken ilk aklınıza gelen olay ya da maçlar hangileridir?
Stadın yanından geçerken bir maçı hatırlamaktan çok, daha 2 saat bile olsa karşılaşmaya ve stat etrafı boş bile olsa içeri giremeyeceğim, maça yetişemeyeceğim korkusudur içimi kaplayan. Bu korkuyu hiç atamam, heyecanlanırım. İçeri girip de o yeşil zemini görmek ise apayrı bir keyiftir. Unutulmaz şeyler çok fazladır da şimdi kombinemle en fazla 15 dakikada içeride olunca 1994-95 sezonunda 4 saat kuyrukta, 3 saat de tribünde beklediğimiz ve 3-1 kazandığımız Trabzonspor maçını çokça yad ederim.

-Bize hafızanızda, özlem duyduğunuz yıllardan bir maçı kısa da olsa anlatır mısınız?
Özlem duyduğum yıllar, yaş itibarıyla en net hatırladığım dönem olan İsmail Uyanık yıllarıdır. Maç hatıralarını kitapta bolca anlattığımız için biraz tekrara kaçacaktır ama kitapta olmayanlardan anlatayım bir tane. Dugbatey diye bir Afrikalı gelmişti. Sene 94. İlk siyahi oyuncumuzdu. Aslında oyuncumuzdu da diyemeyeceğim çünkü futbolcudan başka her şeye benziyordu. Yalnız, o zamanki hocamız Multescu bu çocuk için düşünün, Jimmy Floyd Hasselbanik’i beğenmemiş, bir haftalık idmandan sonra göndermiş; öyle bir durum da var! Neyse, Dugbatey ısınıyor bir maç öncesi. O ara Gençler’de Kona, Khuse, Mosheou falan var. Millet Dugbatey'i Pele gibi görüyor. 1965 Genç Samsunsporlular çağırdılar bunu, “Dugbatey buraya yumruk havaya”... Gitti, öğretmişler, “oley oley oley” yaptı. Biz maraton ters köşedeyiz. Birisi dedi ki, “ula biz de çağıralım zinciyi...” Adı ne onun falan, millet birbirine soruyor. Birisi dedi ki, “Dobate. Yok lan Dumate, Tomato...” derken oldu Domates… Başladık biz “buraya, Domates buraya, domates buraya…” Bazıları patates falan diyor. Dugbatey'e topçular işaret ettiler, “seni çağırıyorlar” diye. “Domates, domates” sesleri arasında Dugbatey geldi, “oley oley oley” yaptı. Maç dediniz ama benim aklıma şu an bu tribün hatırası geldi…



"Biz de önce Süper Lige çıkalım, sonra ne yapacağımıza karar veririz."


-şu sıralar, samsunspor'a dair ilk dileğiniz, ilk aklınızdan geçen?
Süper Lige dönmek…


-Size iki şık sunsak, hemen bu sene süper lig'e çıkmak mı? Yoksa sağlam adımlarla ilerlemek ve kurum olmak mı?
A şıkkı… Çok bunaldık çünkü; hani -sanırım- Bill Shankly’nin bir sözü var ya, “önce kaleye vur, sonra ne yapacağını düşünürsün!” diye. Biz de önce Süper Lige çıkalım, sonra ne yapacağımıza karar veririz. Atasözündeki gibi biraz da; kervan yolda dizilir!..


-Türkiye'deki oynanan futbola ve Bank Asya Ligi'nin ikinci yarısına dair yorumunuzu alabilir miyim?
Türk futbolunun kalite olarak 1990’ların gerisinde olduğunu düşünüyorum. Mevcut futbol düzeni birkaç takıma dayandırılıyor ve tıpkı bir atlıkarınca misali aslında hep aynı yerde dönüp duruyor ama bazen birisi yükselirken bazen diğeri yükseliyor. Bu çarkın bozulması lazım! Yerel takım taraftarlığının artırılması lazım. Bank Asya’nın da bu sezon geçen yıllara oranla daha düşük tempoda olduğu kanısındayım. Ligi forse edebilecek, şapka çıkarılacak bir takım yok. Elbette birileri şampiyon olacak ama sistem öyle gerektirdiği için. Ben Serkan, Celil, Timofte’li Samsunspor kadar A. Nail, Vedatlı Bursaspor’u, Saffet, Ergun, Mirkoviçli Kocaelispor’u, Tarık, Engin, Moshoeu’lu Gençler’i, Boliç, Kubilaylı Gaziantep’i de özlüyorum halen…

-Son sözler? (blog harici ve dahili)
Blogunuz, blog mantığına uygun, başarılı bir alan olmuş; tebrik ederim. Futbol bloglarının çoğunu başarılı buluyorum. Öyle ki, blog hazırlayan pek çok arkadaş spor medyasının beyni sulanmış, iki cümle kuramayan, okumayan, düşük kaliteli isimlerinden çok daha öndeler. Samsun’da misafirmişsiniz, Samsunspor tarihinin en kötü dönemlerine denk geldiğinizi bilmelisiniz; kötü gün dostları kaldı geriye ama futbol kültürü Samsunspor’u yeniden ayağa kaldıracaktır diye temenni ediyorum. Hatta buna iman da ediyorum. Samsunsporluluk bizim kaderimiz; terk edilemez, vaz geçilemez bir sevdadır!



Dilerim ben Samsunspor'a, Samsun ve Samsunspor da bana uğur getirir. Bu röportaj benim ilk blog röportajım oldu. Bu yüzden, size teşekkürü borç bilirim, teşekkürler...


.
Ayrıca samsunspor.biz ahalisine de teşekkür ederim. (ilgilenip cevap yazan
Yaşardoğu,kalptenşimşek,Dartagnan,ata55, iak5529, **kar6**, celebi, akyol55, 35ama55, vatan55 isimli üyelere)















3 yorum:

  1. Samsunsporumuza ait güzel anektodlar mevcut.

    Sizi ve M.Yılmazı tebrik ederim.

    YanıtlaSil