18 Kasım 2009 Çarşamba

'Platonik' Futbol Sevgisi


Bu yazı, tuttuğu takımı uzaktan seven, futbola platonik kalan bir çocuğun, içinde kalmış duygularının, blog meydanı denen hadiseyle kendine iniş izni bulmasının eseridir.

Tuttuğu takımın maçlarına gidenler, gidebilenler bu hasretin ne demek olduğunu bilemez . Futbolun çimlerine, tuttuğu takımın stadına uzak olanlar bilir, bir mahpus gibi odasının duvarlarını tuttuğu takımın baş harfleriyle çizittirir. Her kazınan harf bir hasretin doruk noktasını ifade eder.

Uzak kalınca, o çimlere dair her yazı satır satır hatim edilir. Maçlar tekrar tekrar izlenir. Uyumadan duvardaki postere uzun,uzun bakılır. Radyo geç kapatılır . Çakma forması yoksa tutulan takımın, annenin sobasız odada üşümesin diye sırtına taktığı yelek golden sonra sallanır. O yelek çıkarılır, sallanır, öpülür. Aykut'un, Metin'in, Tanju'nun yaptığı gibi.

Eski tip radyodan gelen gol sesiyle radyonun kolon kısımlarında darbuka çalınır keyiften.

Futbola platonik kalmak zordur. Bunu ancak, İnönü'nün,Kadıköy'ün, Ali Sami Yen'in yanından geçerken stada gözünü dikenler anlar. Tuttuğu takımın kale arkaları yıkılıp yüksek tribünler yapıldığında artık onun zeminini trenle geçerken göremeyenler anlar. Stadın içini artık göremeyecek olsa da bunun kulübe katkısını bilerek bağrına taş basanlar anlar.

Platonik sevmek zordur. Bunu görüntüsü şifreli, sesi açık maçları dibinden izleyen çocuklar anlar. Bir dedikodu üzerine evdeki spreyi televizyona veya aynaya sıkanlar anlar.

Dedim ya, çimlere uzak olunca çimler dışında o çimlere dair ne kadar ayrıntı varsa hepsini akılda tutuyor akıl.

Maç döneminde yazmadım sonra yazarım dedim ve biraz geç kaldım. Şimdi notunu tutuyorum. Kayda alıyorum .



Yaşım 23 oldu . Ben 9 yaşındayken Fenerbahçe'nin maçları şifreliye geçmişti. Tam futbol maçlarına ısındığım dönemdi. Maçlar şifreli yayına geçtiğinden bu yana ilk defa eve şifre çözücü aldık. Ve o yıldan beri ilk defa evde Fenerbahçe'nin lig maçlarını izliyorum.



Geçtiğimiz haftalarda Fenerbahçe-Galatasaray maçını izledim. Bir Fenerbahçe- Galatsaray derbisini evde izleyeli 14 sene geçmiş.



En son izlediğim G.Saray maçı, 95 yılındaki 3-0'lık maçtı.(19 Mart 1995) O zamandan aklımda kalan, Fenerbahçe'nin 2 penaltı golü, Galatasaray'ın direkten dönen toplarının yavaşlatılmış şekilde gösterilmesiydi.







Rıdvan sonradan oyuna girmişti. Ve Fenerbahçe G.Saray'ı yenip puanları eşitledikten sonra 3. sıraya yükselmişti. Sevinmiştim. Henüz o çocuk aklıma ya hep ya hiç düşüncesi girmemişti. Zirveye yakınız diye mutluydum. Muhtemelen 3.yüz daha ne olsun diye düşünüyordum .



O gün maçta oynayanlardan sadece Emre Aşık ve Okan Buruk futbolculuğa devam ediyorlar. Diğerleri ya yorumcu ya da futbolu idare ediyorlar . Kalanlar da devler ligi oyuncusu.



Televizyon futbolu öldürüyor diye yazılar okuyup onaylarken, evinde maç izlemenin romantizmini, bir bakışta anlamak zor geliyordur, olabilir. Sonuç olarak futbolun güzelliği diyelim. Nerde futbol varsa, duygular orda damla, damla büyüyüp bir sel olur diyelim .


Çocuktuk, sevdik imkanlar kısıtlıydı platonik kaldık kardeşim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder