19 Mayıs 2009 Salı

müebbet hapiste futbol topu-sahada kazanıp masada kaybediyor ihtimaller

İnsanlar eşittir. Eşit olmaya çalışırlar, bir terazinin devamlı bir tarafında otururlar. Sonra yaşamları boyunca kantarın diğer kefesinden tüm tanışılan insanlar gelip geçer. İnsanlar ölçülür biçilir, ölçülen her insana kendinden yola çıkar insan. Kilo(pazar tartılarını aklımıza getirelim) vazifesi görür. Sonra kendini tarttığında tam tersi geçerlidir.
İnsan zamanla başarır, kazanır ya da kaybeder. Bunlara bir yorum getirir. Kaybettiğinde ya da kazandığında bir dahaki sefere kazanabilmenin sırrını arar. O zaman bu ölçme ve biçme meselesi hepten su yüzüne çıkar. İşte o zaman insanoğlu (futbolla alakası olanlar tabi) “biz bu hayat maçına 1-0 yenik başlamışız abi!” cümlelerini kurmaya başlar. Bu bir başarısızlık sonucunda edilen kalıp cümlelerdendir. Hayatla ilgili bir durum tespiti yani. Bir ölçüm sonucu çıkan rakam.
Tam da bu yüzden, futbol genellikle hayata 1-0 yenik başlayanların oyunudur. Futboldaki her maçı bir hayat diye tanımlasak, başı ve sonu olmasından dolayı. Bu hayat hep eşit başlar. İnsan gerçek hayatta eşitliğin olmadığını böyle fark eder. 1-0 geriden başlanan bir maçın adaleti sorgulanamayacağından kendine sürprizler arar. Çünkü adaletsiz başlayan oyunda hukuk yoktur, yani hak yoktur ve kural yoktur sonuç olarak. Başarıya ulaşmanın kuralı da işlememiş olur. Dolayısıyla sürprizler, şanslar, denk gelmeler büyük rol oynamaya başlar.
Futbol , ayrıntılı ve giriftli kuralları olmayan bir spordur. Tesadüfler , bu oyundaki heyecanı arttırır. Bu sebeple bütün ihtimaller, rastlantılar arayan kitleleri yanına çeker. Ama kazanmak için varını yoğunu ortaya koymuş, tüm gerekleri yerine getirmiş, kazanırken sürpriz istemeyen elit kesimlerde futbolla ilgilenir. Halbuki , insanlar neyi neden kazandığını bildikçe yani medenileştikçe, aklı öne aldıkça bu hayatta kesin kazanç sağlayıcı meselelere koşar. O gün yağmurun yağma ihtimali olmayan alanlar seçilir , bu yüzden; bu iyi yetişmiş kitle tarafından. Çünkü o gün yağmurun yağması , ihtimal yaratır, kaybetmek için. Yağmurun yağdığı şehirler içinse kapalı salonlar inşa edilir. İhtimaller düşürüldükçe düşürülür. Kazanan biri için piranaya, alelade bir balığın sunuluşunu seyretmek zevkli gelebilir. Sonucu o kadar açıktır ki kişi kendisini bulabilir. Bu da insanın takip ettiği her neyse, ondan zevk almasına katkıda bulunan unsurlardandır. Yani biri, kendini çamurlu sahada, dakikalarca kalesini can hıraş koruyan kalecinin yerine koyuyorsa, biri de kendini pirananın yerine koyuyor olabilir.
Evet insanları böyle tasnif ettik ama futbolu neden oynuyor, oynatıyor en zenginler, para kazananlar, daha da kazanmak isteyenler. Çünkü tahammül edici bir durum değil, futbolun hali. İhtimalleri yenmek için futbol sahalarına iniyorlar.
Son yirmi yılda futbolda kah saha içindeki kurallar, kah çevresel faktörlerinde yapılan değişikliklere baktığımızda, bu çok iyi anlaşılıyor. Üstü düzey takımların hepsi, daha az rüzgar alan statlar inşa ediyorlar. Hatta statların üstleri de tamamen kapanıyor. Halı sahalarda bile top üstten kaçmasın diye, fileler geriliyor. Yarı kapalı cezaevi misali. Göbekli , göbeksiz bir yığın insan, futbol topuyla koğuş arkadaşlığı yapıyor, volta atıyor. İşte fileler geriliyor halı sahalarda, sebebi ; top kaçmasın diye.
Mesele budur işte. Futbolun belki de sporun özü sunileşiyor . Futbolun en önemli meselesidir topun kaçması. Top ayaktan kaçar. Topa sakin davranılır, bu yüzden oyundaki herkese de. Topun kaçmasından korkulur ve bu korku saygıyı doğurur.
Stadyumların yükselmesinin, rüzgarın engellenmesinin, yağmurun güneşin engellenmesinin haklı tarafları da anlatılabilir, söylenir. İnsanlar daha rahat , daha medeni maç izlesin denir. Peki bu medeniyetin yansıması örnek vagonlarının bir kısmı ,neden bu istasyona gelmemiştir? Bu medeniyeti hak eden insanlar neden hala filelerin ve tel örgülerin arkasından maç seyretmektedir? İşte bu da futboldaki ihtimallerin öldürülmesi için yapılan bir icraat değil midir? Yani sahaya vuran güneşle , sahayı ıslatan yağmurla ve topun yönünü değiştiren rüzgarla aynı muamele çekilmektedir, bilet aldırılan seyirciye.
Ve artık zorlaşmıştır tur atlamak, rütbelenmek küçük takımlar için. Eski türk filmlerinde , kumpasa getirilip dört kişi tarafından tenhada dövülen kahramanlar gibi bir gruba sokulur takımlar. Birini hırpalasa arkasından gelen kafasına indirir. Kendine gelmeden bir tokat, bir yumruk. Yapacak bir şeyi olmayan kahraman da kendini başka bir büyüğün yanında bulur. Yani futbol dilinde, başka bir büyüğe ‘kardeş takım’ olur.
Çalışmak , çabalamak emeğin karşılığını almak ayrı bir meseledir. Sığ bir kadercilik ve şansa sırtı yaslamak insana bir şey kazandırmaz. Fakat bazen bileğinin hakkıyla bazen her yolu mübah gören kitlenin, futbol sahasında ihtimali yenmesi, futbolun sonudur. En azından, hayat denilen bu maça, herkes 0-0 başlayabilene kadar.
Futbol maçlarını seyrederken, ihtimaller denizinde yüzmek dileğiyle…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder