19 Mayıs 2009 Salı

mana vurdu 5 oldu...

İnsanın maddi dünyasını süsleyen ve o dünyada memnun yaşamasını sağlayan iki psikolojik unsur vardır. Bu iki unsurdan biri amaç, diğeriyse aidiyettir.
İnsan amaçsız kaldığı anda yönü belirsiz bir kurşuna, kapağı açılmış gazoza benzer. Gelecekten bir umudu kalmadığı için, aslında umut edilen her neyse, ona dönük yapılan günlük çabalardan, eylemlerden de vazgeçer. Anlamsızlaşır her şey. Sabah kuşun ötüşünü duyamaz, takati kalmamıştır uyanamaz.
Ya amacına ulaşamazsa? Tutunması gerekebilir, acilen bir dal bulması lazım gelir, öyle düşünür. İnsan amaçlardan saptıkça, kendine tutunacak dal arar. Fakat her zaman için, sığınacak bir ini varsa, bunu hissediyorsa, amaç edinip çaba sarf ettiği meselelerin sonucu kendisini etkilemez . Sonucu sarsmaz, sonuca giderken güven duyar kendine. Örnek verecek olursak; üniversite sınavları sırasında öğrencilerin yaptığı yaşam ipindeki cambazlık…
Türk futbolunun da en büyük sorunu budur, özellikle futbolcusu açısından. Hala yerleşik hayata geçilememiş memlekette, özellikle iş bulma sebebiyle yer değiştirilmesi ,insanlarda bir aidiyet yaratamamıştır. Bunun getirdiği sonuç olan “Bir yerlere kapağı atma.” hayat görüşü futbola da yansımıştır.
Hiç kimse uzun zaman bir şehrin, semtin insanı olamamış, hatta bazı semtler, mahalleler göçler sebebiyle bir çırpıda oluşmuştur. Uzun yıllar aynı semtte yaşayamamak ve devamlı ekmek parası dolayısıyla bir yerlerde yaşamak, insanların manada derinlik kazanmalarına mani olmuş, şehrin unsurlarıyla bütünleşilememiştir. Ayrıca yeni kurulan bir semtte, ilçede herhangi bir aidiyet hissettiren unsur meydana gelememiştir.
Böyle bir şehir , mahalle ortamından doğan çocuklar için , ülkesinde televizyonların da katkısıyla, en görkemli, en tapılası, ait hissedilesi kulüpler İstanbul’un üç büyük kulübü olmuştur. İşin ekonomik yani ekmek parası kazanma tarafını da dahil edersek, bütün doğan çocuklar futbola meraklıysa üç büyüklere kapak atmak istemiştir.
Hiçbir topçu şehrinin, semtinin takımıyla üst liglere çıkmak, buna katkıda bulunmak için hayaller kurmamıştır. 1980 sonrası değerlerin hepten rakamlara endekslendiğini düşünürsek, genç topçular şehrindeki 3. Lig takımını, 2. Lige çıkarmayı pek manalı bulmamış, yersiz çaba zannetmiştir.
Sivrilen futbolcular üç büyüklere gelmiş ve hayallerine ulaşmış ardından hayalsiz, umutsuz, amaçsız kalan futbolcular, bunca zamandır oynadıkları oyunla baş başa kalmıştır.
Kimileri , bir antrenman sahasında baş başa kaldığı futbol topuyla tekrar sevişmeye başlamış, tıpkı eski karısının ya da sevgilisinin değerini anlayan adamlar gibi. Sevişemeyenler, yeni erişecek hayaller aramış, hedef diye batıyı seçmiştir.
Avrupa hayali ile de dolu olmayanlar aidiyetsizlik, amaçsızlık, manasızlık çölünde seraplar görerek kendilerini kaybetmiştir. Biraz daha kazanç diyenler, akarken doldurmak isteyenler tabi ki üç büyüklerde çabalamıştır. Çünkü akarken doldurmak isteyen akılları yabancı bir kulüpte daha az para alacağını daha fazla efor sarf edeceğini fark etmiştir.
İşte bizim futbol çölümüzde kuruyanlar da, su arayıp bulunca hayrat yapanlar da olmuştur. O suyu bulduktan sonra yaşlılık dönemleri için şişe su işine girenler de…
Bizim ülkemizde futbolun mana yönünden derinleşememesini şu örnekle belli edebiliriz:
Milli futbolcularımızdan Alpay Özalan, futbolunun en verimli çağında, futbolu Göztepe’de bırakacağını açıklamıştı. Bunu açıklarken, Göztepe birinci ligdeydi. Alpay futbolculukta sona geldiğinde ise dibe vurmuştu Göztepe . Ama Alpay Özalan böyle bir tercih yapmadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder